Haber Detayı
15 Mayıs 2019 - Çarşamba 12:48 Bu haber 2776 kez okundu
 
KİŞİLERİN TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİ
Av. Şakir ERKAN
KÜLTÜR Haberi
KİŞİLERİN TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİ

İnsanın sırf insan olması münasebeti ile doğuştan sahip olduğu “Kişi temel hak ve hürriyetleri” ile “insanlık onuru”, “insan hassasiyeti”, “eşitlik”, “demokrasi” gibi kavramlara toplumun bu kadar yabancı olmasının sebebi nedir?

 Neden insanlar kendileri gibi olmayan; aynı dinden, aynı ırktan, aynı renkten olmayan; kendilerinden farklı bir düşünce tarzına sahip olan insanlara karşı hep bir öngörüyle yaklaşıyor ve onları kendileri için hep bir engel olarak görüyorlar? Bu durum insani değer ve duygularına sahip olamamamızdan kaynaklanıyor olabilir mi?

İnsanın insan olması sebebiyle doğuştan sahip olduğu başta olağan üstü hal de dahi sınırlandırılamayan yaşama hakkı, din ve vicdan özgürlüğü, düşünce ve kanaat özgürlüğü, maddi ve manevi varlığının korunması hakkı, masum sayılma hakkı, hak ve özgürlükleri ile adil yargılanma hakkı, özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı, haberleşme hakkı v.s.  kişi hak ve hürriyetleri devletin veya toplumun kişilere bahşettiği bir şey değildir. İnsanın insan olması nedeniyle, doğduğu andan itibaren; dini, dili, ırkı, siyasi düşüncesi, cinsiyetine bakılmaksızın sahip olduğu; dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez hak ve özgürlüklerdir. Kişi hak ve özgürlüklerinin Anayasa ve kanun mevzuatlarında güvence altına alınmasının nedeni ise geçmişten tecrübe edilen “hak ihlallerinin”, “insanlık dışı muamelelerin” ürünüdür.

İnsanın doğuştan sahip olduğu bu temel hakların, toplumun/devletin bağışı gibi algılama durumu bizim de içinde bulunduğumuz, geleneksel ahlak anlayışının hüküm sürdüğü toplumlarda net ve açık bir şekilde görülmektedir. Bu tarz toplumlarda “toplumsal cinsiyetçilik”, “farklı bir dine mensup bir kişiye katlanamama” ve bu katlanmazlığın  getirdiği toplumsal bir “tedirginlik” olgularının bulunduğu açıktır.

Özellikle de kadının sosyal, siyasal alanlar başta olmak üzere;  günlük yaşamın her alanında erkekle aynı koşulara sahip olmaması, cinsiyetçi tutumdan kaynaklanan bir durumdan ibarettir. Kadınların yaşama, çalışma, seyahat, düşünce, seçim yapma, kendi hayatına dair karar alabilme haklarını kısıtlamanın, kadını evde yaşamaya mecbur etmenin, kadını aşağılamanın insanlık onuruyla bağdaşır herhangi bir yanı olmamakla birlikte; bu olgunun toplum düzenini sağlamakta bir araç olduğuna inanılması ise endişe verici bir tutumdur. Dini değerlerin referans alındığı iddia edilerek, yapılan tüm bu kısıtlama ve insanlık dışı muamelelerin, temelinde insan yaşamını ve onurunu barındıran herhangi bir din tarafından da kabul edilebilirliğinin imkanı bulunmamaktadır.

Kadınların “töre” nedeniyle yaşama hakkından mahrum bırakıldıkları, cinsiyetleri nedeniyle aşağılandıkları, hor görüldükleri, fikirlerine itibar edilemez bir varlık olarak görüldükleri, okuması gereken kız çocuklarının küçük yaşta zorla evlendirildikleri bir toplumun ayakta kalması ve gelişmesinin mümkünatı bulunmamaktadır. Kadının kadın olması sebebi ile uğramış olduğu tüm bu haksız ve temelsiz davranışların insan haysiyeti ve onuruyla bağdaşır herhangi bir yanı bulunmamaktadır.

İnsan onuruna layık olacak şekilde bir yaşam sürmek ve sürdürmek için,  insani değer ve duygulara sahip olmak, insana insan olması sebebiyle değer vermek, saygı duymak gerekmektedir. Daha mutlu ve umutlu birey, yaşam ve toplum için hiç kimsenin dini, ırkı, cinsiyeti, düşüncesi nedeniyle kınanmaması, insanlık dışı muameleye maruz kalmaması gerekmektedir. Bu makalemin okurlarıma insanın temel hak ve özgürlükleri, insan haysiyeti, insani değerlerle ilgili referans olması ümidiyle…

Kaynak: (batman-haber) - batman olay gazetesi Editör: Batman Haber
Etiketler: KİŞİLERİN, TEMEL, HAK, VE, ÖZGÜRLÜKLERİ,
Yorumlar
Haber Yazılımı