Yazı Detayı
11 Eylül 2019 - Çarşamba 17:23 Bu yazı 230 kez okundu
 
DÜN TANRIYDI; BUGÜN KAPİTALİZM ve koleksiyonerleri…
Nalan Koluman
batmanolay@gmail.com
 
 

 

Sanatın birinci dereceden baskılayıcısı tanrısal güç iken, günümüzde bu tanrısal gücün yerini kapitalizm almıştır.

Sınıflı toplumlarda, sanat, sanatçı ve sanat eserlerinin varlığı dolaylı ya da doğrudan bir sınıfın temsiliyetine dayanmıştır.  Böylece sanat, dayandığı sınıfın gücünü almış, kültürünü üretmiş ve ona güç vermiştir. Sermaye sınıfı, kendi egemenliğini pekiştirmek için üretim araçlarını yönettiği gibi, sanatçıları da kendi bekası için bir üretim aracı olarak görüp emek sömürüsünde bulunmuştur. Kapitalizm ilk dönemlerinden bugüne dek, sanatı metalaştırmak ve sermayeleştirmek için uğraşmıştır.  Kapitalist toplumun örgütlü sınıfı burjuva; uzun bir süre dinsel motifler adı altında sanatın, medyanın ve kültürün, farklı şekillerde üretilmesine neden olmuş, sonraları ise tamamen artı ürün-sermaye düşüncesiyle sanatı finanse etmeye çalışmıştır.

Sanatçının yegâne eseri, burjuva ve toplumu için bir tüketim ürünü haline gelmiştir. Günümüzde de sanatçı, yayın-yayımcıları, pazarlayanları, kısacası piyasaya sürenleri zenginleştirdiği ölçüde değerli görülmektedir. Buna paralel olarak sanat eserleri de, üreticinin fikir emeğiyle değil, meta halindeki parasal değeriyle ilerlemektedir. Burjuvayı sergilemeyen tabloların çürümesi, kâr etmeyen devlet tiyatroları kapatılması ve sükse yapmayan müzisyenlerin eserlerinin satışa açılmaması gibi.

Sanatın uzun yıllar egemen sınıfın yönetimine girmesiyle birlikte sanat, sanat eseri ve sanatçı takımı sağlıklı bir dinamik yapıyı yakalayamamıştır. Sanatın semantik, lateral ve eleştirel boyutunun bir türlü oluşamaması, sanatsal üretimin çeşitliliğini ve nitelik sahibi olmasını geciktirmiştir.

Sanatçılar ara dönemlerde özgür bir kavşak noktasına sahip olsa da bu büyü aynı sebeple kısa bir süre sonra bozulmuştur.

Kiliselerin ve krallıkların boyunduruğunda olan sanat, Sanayi Devrimi’yle birlikte özerkleşmeye başlamış ve toplumla yüzleşmeye hazırlanmıştır.  Sanayi Devrimi’nden önce ressamlar, sarayların duvarlarını egemen sınıfın temsilcileriyle süslerken, Sanayi Devrimi’nden sonra içsel bir yolculuğa çıkmaya başlamıştır. Bireysel çalışmaların gün yüzüne çıkmasıyla sanatçılar, zanaatçı olarak görülmekten çıkmış, deha vasfıyla toplumda yer edinmiştir.

Sanayi Devrimi,  sanatın gerçek varlığının sorgulanarak halkla entegrasyonu olan önemli bir süreci başlatmıştır. Klasik dönemin duygusal yoğunluktan yoksun, kasvetli form ve üslup özellikleri Sanayi Devrimi’nden sonra yerini kolektif bir yapıya bırakmış, hiyerarşiden uzak, toplumun her kesimini temsil eden bir anlayışı beraberinde getirmiştir. Bu durum sanatçı ve alıcısı arasındaki ilişkiyi kısmen samimileştirmiş ve güçlendirmiştir. Sanayinin gücü, üretim araçlarındaki değişimler ve teknolojik gelişmeler kapitalizmin biraz daha güçlenmesini sağlamış, tüm dünyada sosyoekonomik ve sosyopolitik kırılmalara yol açmıştır. Bu da sanatı birçok açıdan etkilemiştir.

20. yüzyılın ekonomik ve politik buhranı sanatçıyı sorgulayan bir üretime ve başkaldırıya itmiştir. Bu dönemde toplumun faydası adına keşfedilen ve icat edilenlerin, toplum aleyhine kullanılmasıyla sanatçıların eleştiri malzemesi haline gelmiş ve birer sanat eseri olarak kendini sergilemiştir. Bununla beraber sanat bir adım daha özgürleşmiş ve yönetici zümrenin boyunduruğundan çıkıp toplumun sorunsalına göre hareket etmeye başlamıştır. Bu sayede 20. yüzyılın başlarında sanatçı grupları oluşmuş ve bu grupların kendi görme biçimleri olan ‘’sanat akımları’’ ortaya çıkmıştır.  Bu durum sanatın geleneksel algısını büyük ölçüde kırmış, adeta kısa bir devrim yaratmıştır.

Sanayi Devrimi’nin, modernizmin doğmasına ön ayak olması, toplum ve sanatçıyı bir araya getirmesi bakımından olumlu olmuştur. Fakat kapitalizmin yapı taşı olan sermayenin artmasıyla birlikte üretim ve tüketim taleplerinin daha farklı ve güçlü bir şekilde tekerrür etmesi, toplumlarda daha hızlı bir şekilde entegre olunan bir adaptasyon sürecini başlatmıştır.

 Sanayi Devrimi’yle güçlenen kapitalizm sanatçıların eserlerinin arz ve talebe göre hareket ettirilmesini başlatıp, sanatta meta olgusunu tetiklemiştir. 18. yüzyılda başlayan Paris salon sergileri, bu dönemde modernize edilmiş galerilerle devam etmiştir. Bu durum sanat eserlerinin arz-talep doğrultusunda alıcısıyla bir araya gelmesini sağlamış ve metasal bir ilişki yaratmıştır.

Zamanla her dönemde olduğu gibi bir görme biçimi kendini var etmiş ve bu görme biçimine göre sanat yeniden biçimlenmiştir. Modernizm, sanatçıyı deha ve yetenekli bir sınıf olarak görürken, postmodernist dönemde bu bakış açısı etkisini yitirmiştir. Postmodernizmde sanatçı; kimlik ve fikir sahibi, üreten, hazır nesneyi sanatın içine dahil edip semantik bir eylem kazandıran, eleştiren ve sorgulayan olmuştur. Dolaysıyla her çağ, her toplum ve her birey varoluş fikriyle kendi görme biçimini yaratmıştır.

 
Etiketler: batman ,haber DÜN TANRIYDI; BUGÜN KAPİTALİZM ve koleksiyonerleri…
Yorumlar
Haber Yazılımı